''When you have to shoot, shoot. Don't talk.'' - Tuco

4.3.12

This Is England - Burası İngiltere




-''Bazıları bize Nazi diyor. Biz Nazi değiliz. Hayır, biz milliyetçileriz. İşte insanların bizi bu şekilde sınıflandırmaya çalışmasının bir nedeni var ve bu tek bir kelimeyle açıklanabilir baylar: Korku.''

*Bu yazı ‘’spoiler’’ olarak tabir edilen, okuduğunuzda filmde yaşanan olaylar hakkında bilgi sahibi olabileceğiniz ve buna bağlı olarak yazara çeşitli lanetler gönderebileceğiniz unsurlar içerebilir.

,Bir süredir aklımda olan ancak bir türlü izleme fırsatı bulamadığım bir film This Is England (Burası İngiltere). Şu sıralar Iron Lady filminde Meryl Streep’in canlandırdığı Margaret Thatcher’ın iktidarda olduğu yıllar. Britanya, Falkland Adaları için Arjantinle savaşta. Zaten filmimiz de o döneme ait görüntüler ve Toots & The Maytals grubunun ‘’54-46 was my number’’ gibi muhteşem bir şarkıyla ‘’motor’’ diyor. Sırf bu dakikalar bile insan üzerinde film için müthiş bir merak uyandırıyor.

Filmde beğenimi kazanan ilk noktalardan biri renk paleti, bir diğeri ise görüntüydü. Dönemin yaratılması ve kostümler ise oldukça başarılı. Bu unsurlarla dönem filmi estetiğine giriş, konu 101 tamam. !?!

Thomas Turgoose - Joseph Gilgun

Karşımıza 12 yaşında, başucunda babasının fotoğrafıyla uyuyan Shaun karakteri çıkıyor. Bilmiyorum, belki beklentilerim yüksekti ancak Thomas Turgoose’un ilk andan beri bir şeyler vaadettiği anlaşılıyor. Yazının başında da bahsettiği gibi film o dönemin siyasi ve askeri problemlerinin topluma etkisi üzerinde durmuş. Bu konudaki ilk bağlantıyı Shaun’un babasının Falkland’da ölmüş olduğunu öğrenerek kuruyoruz. ‘’Ah yapma işte bunu’’ tepkisi vereceklere söyleyeyim; bu durumu filmin ilk dakikalarında öğreniyorsunuz.
Yalnız bir çocuk Shaun. Dalga geçilen, itilip kakılan, bulunduğu yeri ve zamanı sevmeyen bir çocuk. Woody ve saz arkadaşlarının oturduğu tünele girdiğinde yeni bir belanın daha geldiğini düşünüyorsunuz ancak davranışlarıyla en beklenmedik yerlerde sevginin bulunabileceğini gösteriyor film bize. İşte bu tanışmadan sonra Shaun kendini ait hissetiği, kabullenildiği bir grubun içinde buluyor.Onlar gibi olmaya çalışıyor. Kişiliğinden kıyafetlerine kadar tam anlamıyla metamorfoza giriyor. Ne hoş.
Buraya kadar milliyetçiliği birkaç duvar yazısı dışında bir yerde hissedemezken Combo karakterinin gelişiyle trenimiz rayına oturuyor. - Snatch filmiyle geniş kitlelerce tanınmaya başlanan Stephen Graham daha ilk dakikalarda bize nasıl bir oyunculuk göstereceğinin ipucunu veriyor. – İşte bundan sonra milliyetçilikten şovenizme geçen olaylar silsilesi başlıyor. Film, bir bakıma Combo’dan önce ve Combo’dan sonra olarak ikiye bölünüyor. Ah şu ‘’Paki’’ lafı yok mu.

Stephen Graham - Combo

Karşımızda İngilterenin refah seviyesinin yüksek olduğu yıllardan sonra işsizlik, işçi sınıfı ve göçmen oranının artması sebebiyle ortaya çıkan aşırı milliyetçi bir bakış açısı var. Meselenin çıkış noktasını göçmenlerde görüp, olayın sadece İngiliz olmakla ilgili olduğunu sanan.
‘’12 yaşında bir çocuğun bu işlerle ne işi olur?’’ diyenler cevabım: Ne işi olsun? Varsın yoksun türlü eylemlerle dolduruluyor, kullanılıyor. Aslında dolduruluyor yanlış bir kullanım. Boşaltılıyor. Babası nedeniyle içinde birikenler boşaltılıyor. Bir bakıma baba şefkatini ararcasına büyüklerin peşinden gidiyor. Ancak çocuk, her yerde çocuk. Yalnızca daha cesur ve daha olgun bir çocuk. Herkesin hakaretler yazdığı duvara kendini adını yazmasını, her an gülmesini bilen bir çocuk.
Peşinden gidilen ideolojilerin ikiyüzlü bir şekilde kullanımı ise dikkat edilesi. Siz değil miydiniz çalışıp ekmeğini kazananlara başımızın üstünde yeriniz var diyen? Yine de filmin amacı bir bakıma ideolojileri kötülemek değil, meselenin temelini ele almak. Ancak bu konuda Shaun’u ne kadar temellendirebilirsek Combo bir o kadar havada kalıyor. Hapishane geçmişi dışında yaşadıklarını bilmediğimiz için yaptıklarında sebep-sonuç ilişkisi kuramıyoruz. Bu nedenle Combo karakteri dışarıdan gözlemleyebildiğimiz ancak bir türlü içine giremediğimiz birine dönüşüyor. Ne var ki dikkat etmeyenlerin gözüne kolay kolay çarpacak  bir durum değil.

Filmimizin son iki sahnesi ise dikkatle izlenesi, üzerine bir daha izlenesi, müzikleri ise keyifle dinlenesi. Evet, müzik konusuna girmişken belirtmeliyim ki o dönemden kopup gelmiş oldukça başarılı müziklerle seyir zevkim tavan yaptı.

Bir dönem İngiltere'sini ve o dönemdeki idolojiyi oldukça başarılı yansıtan bir film This is England. Meseleyi eleştrimekle beraber meselenin temeline de inmeye çalışmasıyla takdir edilesi. Bazı yan karakterlerin eksik yansıtılması gibi bir problemi olmasıysa sıkıntılı bir nokta. Oyunculuk ise genel itibariyle çok başarılı ancak Thomas Turgoose ve Stephen Graham’de uçuşa geçiyor. Bağımsız bir yapım olması ise sabası. ‘’Öeh, bunu izleyeceğine American history X izle.’’ diyen beyinlere karşı lütfen çok kötü davranmayınız. Onlar da insan.

Adet olduğu üzere birkaç küçük not eklemek gerekirse: 1983 yılında geçen filmin, yine aynı oyuncularla çekilen This is England ’86 ve This is England 88’ isimli iki dizisi de mevcut. Ancak ikisi hakkında da herhangi bir fikrim yok. Film, sonunda çıkan ‘’Sharon Turgoose’un anısına’’ yazısıyla Thomas Turgoose’un filmin çekimleri sırasında vefat eden annesine adanmıştır. Filmimizin kötü adamı ise ''ırkçılık''.
Son olarak, ırkçılık sebebiyle hayatları alınan tüm insanları saygıyla anarak bu incelemeyi de noktalıyorum.

İzleyin, izlettirin, iyi seyirler...

12.2.12

Joyeux Noel - Ateşkes


*Bu yazı ‘’spoiler’’ olarak tabir edilen, okuduğunuzda filmde yaşanan olaylar hakkında bilgi sahibi olabileceğiniz ve buna bağlı olarak yazara çeşitli lanetler gönderebileceğinz unsurlar içerebilir.

Christian Cairon’un gerçek bir olaydan esinlenerek hem yazıp hem yönettiği, 25. Uluslararası İstanbul Film Festivali kapsamında gösterilmiş ve Avrupa  sinemasının öne çıkan isimlerini kadrosunda barındıran ‘’popüler’’ olarak tanımlayabileceğimiz bir film Joyeux Noel. Zaten bu durumu, okyanusunun öbür tarafından aday olduğu ödüllerle de anlayabiliriz. 
Yıl 1914, I. Dünya Savaşı, Fransa. Sol köşede kırmızı pantolonlarıyla Fransız ve damalı şapkalarıyla İskoç askerleri, sağ köşede sivri mğferleriyle Alman askerleri. Görevleri; büyüklerinin emirleri doğrultusunda birbirlerini yok etmek. Ancak işler hiçte öyle gelişmiyor.




Filmimizin barış ortamı müzik, noel, futbol gibi birtakım değerler üzerinden sağlanmış. Bu değerlerin insanlığımızı farkedebilmemiz adına nasıl bir aktivatör olduğu üzerinde durulmuş. Ancak bu durum sadece o cephede sıkışıp kalıyor. Aksi takdirde filmin barışın kaynağının batı olduğunu gösterdiğini söylemekten başka şansımız kalmaz. Doğu-batı ekseninde hiçbir şey ifade etmiyor. Yavan geliyor. Dinin birleştiriciliği üzerinde durulmuş ancak yanlış ellerde nasıl şeytani bir araç olduğu da gösterilmeden geçilmemiş. Bu nokta takdir edilesi. Yahudi bir Alman komutan ise güzel bir ayrıntı. Zaten böyle küçük ayrıntılar filmin içerisine serpiştirilmiş vaziyette.
Piyasada dolanan savaş filmlerinden farklı bir film Joyeux Noel. Birbirini öldüren insanları izlerken ‘’Peki ya dostluk?’’ diyen saf bir çocuk adeta. Evet, belki saf ama haklı bir çocuk. Yine de bu yönü bazı sahnelerde fazla lirik, fazla saf. Ancak ismi ‘’Mutlu Noeller’’ olan ve cephede geçen kaç film var ki? 
Diane Kruger - Gary Lewis
Cephede yaşananlar öğrenilince bölükler dağıtılıyor ve yerleri değiştiriliyor. Her zaman büyüklerimiz birbirine üstünlük sağlayacak, kendini haklı çıkaracak diye savaştırılan insanlar bulunur öyle değil mi? 
Filmin takdir edilesi yönlerinden biri dilin kullanımı. Herkesin İngilizce konuştuğu vurdulu kırdılı filmlerin yanında çok doğal ve çok doğru olmuş. Bu nedenle filmi orijinal haliyle altyazılı olarak izlemenizi şiddetle tavsiye ederim.
Olayların tarafsız bir şekilde anlatılması sebebiyle her olayı üç farklı açıdan görüyoruz. Bu nedenle bir oradayız bir burada. Herhangi bir karakterin tarafının tutulmamasının sonucu olarak, kendini bir karakterle özdeşleştirmeye alışkın bünyeler üzerinde bir süre ‘’kimsesizlik’’ hissi yaratabilir. Bu durum sıkıntı yaratsa da sonlara doğru kendinizi yöneticilerin karşısında yani askerlerin hemen yanında buluyorsunuz. Yine de karakterlerin derinlikleri konusunda sıkıntı var.
İngiliz ve Alman askerlerinin 1914'de çekilmiş fotoğrafı
Filmdeki tek kadın olmasından mı, filmin çoğunlukla cephede geçmesinden midir bilinmez Diane Kruger’ı film boyunca sevemedim. Çoğu sahnede sırıtıyordu. Esinlenen konuyla alakası olmadığını söylemeden geçmeyelim. Yönetmenin yalnızca 1914 ylında gerçekten kocalarını ve sevgililerini görmeye giden kadınların olduğunu öğrenmesiyle kadroya dahil olmuş. Ayrıca yaratılan bütün karakterler kurgu. Evet bir tenor varmış ama Nikolaus Sprink değil.
Artılarının yenında eksileri de olan ancak deneyimlenmesi gereken bir film Joyeux Noel. Her ne kadar hayal etmesi güzel unsurlar içerse de pratikte elinizde pek bir şey kalmıyor maalesef. Bütün yazı boyunca ‘’savaş filmi’’ dedim. Soran olursa, siz ‘’barış filmi’’ diyebilirsiniz. Filmimizin kötü adamıysa ‘’Geçit törenlerinde yürüyüp şampanya içen, şişman ve doymuş adamlar’’.
Bu yazıyı okuduktan sonra merak duygusuna kapılan tarih severleri buraya alalım. Ne yazık ki sadece İngilizce.
İzleyin, izlettirin, iyi seyirler…

1.1.12

Yeni Yılınız Kutlu Olsun! - 2012



İnaktiflikten yazma gücümü kaybediyormuş gibi hissetmeye başladığım şu günlerde en azından bir yeni yılınızı kutlayayım dedim. Umarım en kısa zamanda yeni paylaşımlarla güncellenme imkanımız olur. 

Geçen yılbaşında olduğu gibi en iyi yeni yıl filmleri gibi bir liste yok elimde ama üzülmeyin içerisinde envai çeşit Muppet Show karakteri olan bir fotoğrafım var. Oradan ''Boooo!'' seslerini duyabiliyorum. Neyse.

Gelelim bu senenin vaatlerine. Filmin Kötü Adamında yıl içerisinde çeşitli değişiklikler ve yenilikler yapılmasını planlıyorum - gerçekten çok önemli vaatler - bakarsınız ileride bir gün yazılarımızın yanında videolarımızda olur. Hem okuma hem izleme imkanı bulursunuz. ''Hem kimmiş lan bu herif?'' diyen varsa görmüş olur. Yazılarda filmlerin yanında karakter veya aktör incelemesi olabilir. Temalar değişebilir, yeni dost siteler çıkabilir. Olabilir de olabilir. Bu arada bazı cümleleri 1. tekil kişiyle bazı cümleleri de 1. çoğul kişiyle yazıyorum ama normalim yani sıkıntı yok.

Sözün özü bizi izlemeye devam edin. İzleyin, izlettirin, iyi seyirler...

Yeni yılınız kutlu olsun efendim!




18.11.11

Filmin Kötü Adamı 1 Yaşında!


  
Bir Rüya İçin Ağıt

Bir varmış, bir yokmuş
29 Ekim, cumaya denk geliyormuş 

Bir adam çok film izler iken 
Hem izleyip hem anlatır iken 
Dünyanın merkezi Ötüken

Anlatılanları bir yere yazmak isteyince
Limonlar bir bir ekşiyince
Aynı gün blogları keşfedince

Başlamış araştırmaya
Karar vermiş blog yazmaya
En büyük Arı Maya!

Sormuşlar ismi ne ola? 
Düşüne, taşına 
Emretmiş uşaklarına;
İsmi ''Filmin Kötü Adamı'' ola.

Filmin Kötü Adamı 1 yaşında!

-FKA

Günün anlam ve önemini anlatan şiirimi dinlediniz. Saygılar...