''When you have to shoot, shoot. Don't talk.'' - Tuco
1910-1940 etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
1910-1940 etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8.1.11

Meksika Devrimi Üzerine Filmler


Yılın ilk yazısını bir film değilde bir program üzerine yazmaya karar verdim. Duyuru niteliğindeki ilk yazım. Gelelim esas konuya:

Pera Müzesi'nin Meksika temalı etkinlikleri kapsamında ''Viva la Revolución: Meksika Devrimi Üzerine Filmler'' kapsamında gösterilecek filmlerden oluşuyor. Toplamda beş film gösterilecek fakat bunlardan biri belgesel şeklinde . Hepside ayrı ayrı günlerde.

Fimlerden üçünün yönetmen koltuğunda Meksikalı Yönetmen Fernando de Fuentes oturuyor.

Ayrıca Meksika temalı etkinlikler arasında Frida Kahlo ve Diego Riviera'nın da eserleri bulunuyor. Ülkeye gelip gelmeyeceği bir daha belli olmaz. Bu yüzden zaten kaçırmıyoruz.

Filmler benimde öyle bildiğim filmler değil. İçlerinden birini izleme fırsatım olması konusunda çalışmaya başladım. Kısmet olursa Pera Müzesi'ni ziyaret edecğim. Filmler şu şekilde:

Dostum Mendoza - My Buddy Mendoza (1934)

Yönetmen:
Fernando de Fuentes, Juan Bustillo Oro

Rosalio Mendoza (Del Diestro) Meksika Devrimi sırasında her iki fraksiyona (hükümet güçleri ve Zapata’nın ordusu) kıyak yaparak ve onlardan kıyak görerek hayatta kalmaktadır. Malikânesi herkese açıktır ve Mendoza konuklarının iyi bir dostu olarak kabul edilmektedir. Sonunda bu durum sürdürülemez hale gelir ve bir taraf seçmek zorunda kalır. İhanet ve aldatma galip gelir ve Mendoza’nın karanlık tarafı ortaya çıkar.


Mahkum 13 - Prisoner 13 (1933) 

Yönetmen:
Fernando de Fuentes

Mahkum13, Fernando Fuentes’in Meksika Devrimi ile ilgili yaptığı üçlemenin bir parçasıdır. Film, karısı Marta’nın genç oğullarını da alarak kendisini terk ettiği ayyaş Albay Carrasco üzerine odaklanır. Juan büyüyünce hayranlık uyandıran, terbiyeli bir genç adam olur. Meksika Devrimi sırasında terfi eden düşkün ve yozlaşmış Albay, hapishanesinden bir devrimciyi, Felipe Martinez’i bırakması için rüşvet alır. Martinez bir idam mangası tarafından vurularak idam edilmeye mahkûm edilmiştir. Carrasco herhangi birisinin, devrimcinin yerini almasını talep eder. Kaderin bir cilvesi olarak bu herhangi birisinin, uzun süredir kayıp olan öz oğlu Juan olduğu ortaya çıkar.


Haydi Pancho Villa ile Gidelim - Let's Go with Pancho Villa (1936) 

Yönetmen:
Fernando de Fuentes 

Meksika Devrimi sürerken, “Los Leones de San Pablo” olarak bilinen altı cesur çiftçi, Pancho Villa’nın ordusuna katılmaya ve mücadeleye destek vererek kendi topluluklarındaki acıların sona erdirilmesine yardım etmeye karar verir. En baştaki grup birçok çatışma ve kahramanlıklardan sonra, sadece lider Tiburcio Maya (Frausto) ve genç Becerrillo’dan (Vallarino) kalır. Becerillo çiçek hastalılığına yakalanınca Villa, onu öldürmesini ve cesedi yakmasını Tiburcio’ya emreder. Tiburcio görevini gönülsüzce yerine getirdikten sonra, ona orduyu terk etmesi emri verilir ve eve döner. Bu film gelmiş geçmiş en iyi 100 Meksika filmi arasında bir numaraya yerleştirilmiştir. 

Enamorada (1946) 

Yönetmen:
Emilio Fernández

Hikaye Meksika Devrimi sırasında geçer. General José Juan Reyes’in (Pedro Armendáriz) birlikleri orduyu desteklemek için zenginlerden yardım alır. General, Cholula kasabasında topraklara ve mallara el koyarken, kasabanın en zengin adamının kızı olan Beatriz Peñafiel’le (María Felix) tanışır. Beatriz’in küçümseyişi ve ilgisizliği General’de merak ve en nihayetinde derin ve gerçek bir aşk uyandırır.



Son Zapatistalar, Unutulmuş Kahramanlar - The Last Zapatistas , Forgotten Heroes 

Yönetmenler: Sarah Perrig , Francesco Taboada Tabone

Son Zapatistalar, Unutulmuş Kahramanlar 1910 Meksika Devrimi’nde generalleri Emiliano Zapata’nın yanında savaşmış askerlerin ürpertici tanıklığıdır. Neredeyse yüz yıl sonra Güney’in efsanevi Özgürlük Ordusu’ndan sağ kalan bu insanlar hiçbir kitapta bulunmayacak bir gerçeği ortaya çıkarıyorlar. Devrim’in ve bugünün neoliberal hükümetlerinin başarısızlığından, ülkelerini tehdit eden tarımsal ve ekolojik felaketten ve temsil ettikleri Zapatista idealleri göz ardı edildikçe gerçekleşmesi an meselesi olan iç savaştan bahsediyorlar. Bu erkekler ve kadınlar haksız bir tarihin bölümleri, terk edilmiş bir bilgelik, Meksika’nın ayrıcalık sahibi olmayanlarının sembolleri vs.’dir. Onlar Unutulmuş Kahramanlardır. (Bu belgesel Zapatista Ulusal Özgürlük Ordusu üyeleriyle Zapatista’nın eski askerlerinin tarihsel karşılaşmasını da içermektedir.)

Pera Müzesi Oditoryumu
Meşrutiyet Cad. No: 65, Tepebaşı
Tel: (212) 334 99 00
Gösterim ücreti: 5 TL


Etkinlik takvimi ve broşürüne bu adresten ulaşabilirsiniz:
>> Etkinlik Program

Son ekleme olarak şunu söyleyeyim. Frida Kahlo'nun hayatının anlatıldığı 2002 yapımı yapımı bir film mevcut. Frida rolünde Salma Hayek'i izliyoruz.

İyi seyirler...

31.10.10

The Birth of a Nation - Bir Ulusun Doğuşu


1915 yapımı The Birth of a Nation filminin Amerikan sinema endüstrisinin standartlarını belirlediği kabul edilmektedir. Üç saatlik süresi ile o zamana dek çekilen en uzun film olması yanı sıra sinema dilinin kullanımı konusunda ders olarak okutulabilecek kadar görkemli ve dönemine göre olağanüstü çekim ve anlatım teknikleri kullanılarak çekilmiş bir yapımdır.
Film iki bölüm olarak değerlendirilmelidir. İlk bölümde ‘’kardeşin kardeşi vurduğu’’ anlamsız bir Kuzey-Güney savaşı, ikinci bölümde ise zafer kazanan Kuzey’in ‘’beyaz Güney’i siyah Güney’in topukları altında ezmesini’ anlatmaktadır. Filmin başlangıcında yer alan ‘’Savaşın yıkıcılığını vurgulamak istediğimiz bu çalışmamız savaştan nefret edilmesini sağlayarak sonuçlanırsa çalışmamız boşa gitmemiş olacaktır’’ sözleri genel anlamda insanlığın içine düştüğü savaşı lanetleme değil ‘’üstün Aryan ırka mensup Kuzey ve Güney’li kardeş’’ arasındaki savaşın yıkıcılığının tekrarlanmaması isteği sonucu yazılmıştır. Çünkü hemen ardından gelen ‘’Afrikalıların Amerika'ya getirilmesi birliğin bozulmasının ilk tohumlarını attı’’ sözleri bu görüşü doğrulamaktadır. Kuzey ile Güney’in arasının açılarak birliğin bozulmasına ve ardından İç Savaş’a yol açan olayların temeli olarak ‘’kölelik karşıtlarının köleliğin kaldırılmasını istemesi’’ olarak gösterilmektedir. Yönetmene göre Afrikalılar –zenciler- bu kutsal topraklara ayak basmamış olsalar bir İç Savaş olmayacak, kardeş kardeşle savaşmayacaktır.


Çokça farklı sahnenin İç Savaş dönemini yansıttığı filmde pek çok karakter ve birbirinden farklı hikayeler yer almaktadır. Bu nedenle yapım sessiz film olma özelliğiyle anlaşılması karmaşık bir durum almıştır. Ancak filmde birkaç bölüm en önemli mesajları verir niteliktedir. İşte bazı bölümlerden örnekler:

-Çocukluğu İç Savaş sonrasına rastlayan ve savaşı kazanan Yankee’lerin (Kuzeylilere Yankee, Güneylilere Dixie derlerdi), her türlü pis işlerini gören Thomas Dixon şöyle bir olaya şahit olur. İç Savaş’ta albay olarak görev yapmış olan dayısının askerlerinden birinin dul eşinin kızına bir zenci tecavüz eder. Kasaba halkı çıldırır ve gece olunca Ku Klux Klan kasabaya gelerek tecavüzcü olduğu söylenen adamı linç ederek asarlar. Bayan Dixon oğluna ‘’Onlar, Klan üyeleri, bizim insanımız ve bizim çiftliğimizi koruyorlar’’ diyor ve hep beraber KKK’ya katılırlar. Film işte bu yaşadıklarını kaleme alan ve zenci düşmanlığıyla dolu Baptist papazının "The Clansman" adlı kitabından uyarlanmıştır.
Filmin asıl adı olan The Clansman olarak belirlenmişti ancak Thomas Dixon ‘’Klan Üyesi’’ isminin filme uygun olmayacağını daha görkemli bir isim olan The Birh of a Nation’un kullanılmasının gerektiğini söyler. İsim değiştirilir ancak bununla yetinilmez ve zenci karşıtı hayli sert olan roman yumuşatılarak yola devam edilir.


-Kuzeyli Stoneman ve Güneyli Cameron ailelerinin gözünden olaylar anlatılır. İlk bölümde Stoneman ve Cameron ailelerinin birbirleri ile olan sıkı dostlukları anlatılır. Birbirlerine gider, gelirler. Hatta Cameron ailesinden biri Stoneman ailesinin kızlarına âşık olarak ‘’arkadaşının, hiç görmemiş olduğu kız kardeşi Elsie Stoneman'ın fotoğrafında hayallerindeki kızı bulur.’’ Günümüz Hollywood yapımlarında iki erkeğin birbirlerine sarıldığı bir sahne bulabilmek olanaksız olduğu gibi sokaklarda da bu durum böyledir. Amerika ve Avrupa’da sokaklarda birbirlerine sarılan iki erkeğin verdiği mesaj kesinlikle eşcinsel içerikli olarak okunmaktadır. Oysa yıllar önce dünyanın her yerinde arkadaşlar, dostlar içtenlikle birbirlerine sarılırlardı. Bu filmde de Stoneman ve Cameron aileleri çocuklarının birbirlerine sarılmaları, dostluklarını göstermeleri Batı kültürünün zamanla değiştiğinin, insanların birbirlerinden uzaklaştığının, ‘’insanın insana yabancılaştığının’’ göstergelerindendir.



-Abraham Lincoln’ün 1860 seçimlerini kazanması ve köleliği kaldıracağını söylemesi filmde şöyle anlatılmaktadır. ‘’Büyük liderin zayıflığı bir ulusu kargaşaya sürüklemek üzereydi.’’ Kuzey’in köleliğin kaldırılmasını istemesi Güney’de dengelerin bütünüyle değişmesi demekti ve kabul edilemezdi. İstenmeyen gerçekleşir ve dostluklar sona erer. Yedi Güney eyaleti (South Carolina, Mississippi, Florida, Alabama, Teksas, Georgia ve Louisiana) bağımsızlıklarını ilan eder ve 12 Nisan’da Charleston limanını ele geçirmesiyle savaş başlar. Dört eyalet daha Güney Konfederasyonu’na katılır (Arkansas, Virginia, North Carolina ve Tennessee). Bu 11 eyalet Amerikan İç Savaşı'nda güneyli Konfederasyon tarafını oluşturdular. Ülkenin geri kalan kısmı (özellikle kuzeydoğu kısmı) da kuzeyli Union (birlik) tarafını oluşturdular. Bir süre sonra iki devlet arasında savaş patlak verdi. İlk büyük çarpışma Washington civarındaki ‘’Bull Run’’ denilen mevkide gerçekleşir ve Güneylilerin zaferiyle sonuçlanır. Böylece uzun bir çatışma dönemine girilir.


Film sona ererken KKK* adamları bir kulübede zencilerin saldırısına maruz kalan Cameron’ları kurtarmak için gelir. Saldırılar sürerken at üstünde dörtnala koşturan kurtarıcı KKK mensuplarının gözüktüğü sahneler günümüz sinemasına ışık tutacak düzeydedir. Ki film sinemalarda gösterildiğinde seyircilerin bu sahneyi çığlık çığlığa ve alkışlayarak seyrettikleri söylenir. ‘’Vahşi savaş artık hüküm sürmediği zaman mutlu gün düşlemeye cesaret edebiliriz. Özgürlük ve birlik, bugün ve sonsuza dek,’’ sözleriyle Hz. İsa’nın dev boyutta simgesiyle film sona erer.
Kant insanlığa ‘’aklını kullanabilme cesaretini göster’’ diye haykırmıştı. Tüm ırkçı yapısına ve şiddeti meşru gösterme çabalarına karşın yine de filmi ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirirsek kötüyü savunuyor olmasının filmin kötü olması anlamına gelmediği ortadadır. Sinemanın gelişim sürecini merak edenler için, ırkçılık fikrinin hangi gerekçelerle ortaya çıktığına ve belirli bir ideoloji doğrultusunda tarihin ters yüz edilmesine dair önemli dersler çıkarılabilecek ve döneminin çok ilerisinde olduğunu rahatlıkla söylenebilecek olağanüstü bir film.


İyi seyirler...

B.K

*Klu Klux Klan: Ku Klux Klan örgütü Amerikan İç Savaşı sonrasında zencilerin kazanmaya başladığı haklara, özgürlüklere ve zenci-beyaz eşitliğine karşı çıkmıştır. Amaçlarına ulaşmak için şiddet ve teröre başvurmuşlardır. Örgüt üyeleri kapşonlu beyaz cüppe giyer ve genellikle yanan bir haç örgüt amblemidir. 

*Konuk yazarımıza teşekkürlerimi sunarım.