''When you have to shoot, shoot. Don't talk.'' - Tuco

20.10.12

Coffee and Cigarettes - 2



Önceki altı filmin verdiği hazla Coffee and Cigarettes’in geri kalan beş filmine de devam edecek gücü buldum. Bu kısmın tamamı sonradan çekilen filmlerden oluşuyor. Hayırlısı deyip, bir fincan kahve eşliğinde ikinci kısma girişimizi yapalım.
Cousins – Kuzenler

Cate Blanchett
Karşımızda Cate Blanchett. Diğer tüm filmciklerden farklı olarak tek başına oynuyor. İki farklı karakteri karşılıklı oynamak gibi zor bir işe girişmiş. Ancak oldukça başarılı bir iş çıkarmış. Ayrıca yazı dizisinin ilk ‘yarısı’nda belirttiği istisna burada geçerli. Cate Blanchett’ın oynadığı karakterlerden birinin ismi Cate değil Shelly. Önemli olmasa da eklemek istediğim ve ilgimi çeken bir not.
Biri ünlü ve zengin, diğeriyse çulsuz iki kuzeni izliyoruz. Jim Jarmusch (JJ.) burada biraz ‘’Kimlikler mi hayatımızı oluşturur yoksa hayatımız mı kimliklerimiz üzerinde etkili olur?’’ sorusuna yönelmiş. Bu kimliklerin, ne kadar yakın olabilme imkanımız olduğu halde bizleri uzak tuttuğunu görüyoruz.
Oldukça oturaklı bir diyalog var Cousins’da. Özellikle ‘’Nice to Meet You’’daki diyalogla kıyaslarsak. Sonuç olarak beğenimi kazanmış başka bir filmcik oldu Cousins.
Jack Shows Meg His Tesla Coil – Jack, Meg’e Tesla Bobinini Gösteriyor

Meg White – Jack White
Evet, yanlışlık yok. Karşımızda Jack ve Meg White. Bir zamanların White Stripes’ını bir filmde görmek bana ne kadar keyif verdi anlatamam. Karşımızda oyuncu tabanlı olmayan bir ikili var ancak pek sıkıntı yaratmamışlar. Cafede oturan iki kişinin tesla bobini inclemesi gibi bir absürdlük var ki daha ne olsun?
Özellikle Jack’in mucit kişiliği ön plana çıkarılmış. Daha çok içindeki meraklı çocuk mucit. Beklenmeyen kişilerin sahip olduğu bilgi birikimi ve bu insanların dinlenmediği veya fikrinin alınmadığı sürece ortaya çıkmaması, çıkamaması. İşte burada Meg, Nikola Tesla’nın yansıması oluveriyor. En azından karşımızda tatmin edici bir film var.
Cousins? – Kuzenler?

Alfred Molina – Steve Coogan
‘Those Things’ll Kill Ya’ ile birlikte en beğendiğim bölüm. Alfred Molina ve Steve Coogan gibi şahane bir ikliyi izleme imkanı buluyoruz. Karşımızda yine absürd bir konu var ve yine ciddiyetle işlenmiş. O ana kadar saygı duyduğum Steve Coogan’ın tavırlarıyla yarattığı soğukluk ve ikiyüzlülük tiksindirici.
‘’Numaramı versem adilik etmiş olur muyum?’’ sorusuna Alfred Molina’nın verdiği ‘’Evet’’ cevabı surat ifadesiyle birlikte büyük bir rahatlama hissettim. Ayrıca filmciklerin genelinden farklı olarak burada kahve değil çay içiyoruz. En izlenesi bölümlerinden biri ‘Cousins?’. Şiddetle tavsiye edilir. Burada ismi geçen yönetmenimiz Spike Lee’nin ‘’Twins’’ bölümündeki oyuncuların kardeşi olmasıysa şaşırtıcı. Açıkcası filmi izledikten sonraki incelemelerim sırasında öğrendim.
Delirium

GZA – RZA – Bill Murray
Neredeyse hepimiz, tüm uyarılara rağmen hayatımızı daha da kötüye götürecek şeyler üzerinde takılıp kalıyoruz. Daima istediğimiz gibi algılıyoruz. İşte Delirium da bu mantık üzerinde yola çıkan bir bölüm. Kahve ve sigaranın da aslında ne acı sonlar üzerine kurulu olduğunu gösteriyor bize. Bir bakıma bütün film serisi boyunca izlediğimiz nice oyuncularla birlikte her seferinde onlarla birlikte var olan kahve ve sigaranın da kişilikleri üzerinde durulmuş. Onlara da birey muamelesi yapılmış.
Bill Murray’i izlemek keyifli olsa ve kendimce alt metinler çıkarabilmiş olsam da pek tatmin olmadığım bir kısım oldu Delirium. Ayrıca RZA’nın beresine dikkat derim.
Champagne – Şampanya 

Taylor Mead – Bill Rice
On bir film arasından belki de üstünde en çok konuşulacak film Champagne. ‘Sanki dünyadan boşanmış gibiyim.’’ diyerek başlıyor diyalog. Hayat bir yerden sonra adeta bizden boşanıyor.  Sonunda hepimiz ‘’Hayatın izini kaybeden’’ bir şarkıyı dinliyoruz.
Sonra hepimiz şu ya da bu şekilde yaşadığımız hayatı kutluyoruz. Kimileri bir kadeh şampanyayla kimileriyse bir kağıt bardak dolusu kahveyle. Aldığımız tadın ise şampanyadan farkı yok. Hiç görmediğimiz 1920’lerin Parisini ve 70’lerin New Yorkunu hayal etmektir hayattan zevk aldıran. ‘’Joi de vivre*’’ olmadıkça ne anlamı var yaşamanın? İki dakikalığına da olsa uyumamanın.
-
Champagne ile birlikte bitiyor filmlerimiz. Günlük hayatın içerisinden kesitlerle yer yer konuya bir anda girerek yer yer baştan sona izliyoruz hepsini. Bütünlüğü olmayan muhabbetler bazen can sıksa da JJ.’in bilinçli bir tercihi olduğunu düşünüyorum. Her bir senaryonun satır araları oldukça dolu bazıları daha da dolu. Sigara içmeyen bünyelerle içenler belki daha farklı hissederler filmi, belki daha farklı özümserler. Ancak Coffee and Cigarettes’in size vereceği bolca şey ve aldıracağını bolca kahve var. Afiyet olsun.
İzleyin, izlettirin, iyi seyirler…
*Joi de vivre: Yaşama sevinci

1 yorum:

  1. Güzel yazı... Ne zamandır izleyeyim derken yazıyla rastlaşıp okumam iştahımı kabarttı...

    Teşekkür ederim.

    YanıtlaSil