''When you have to shoot, shoot. Don't talk.'' - Tuco

19.11.10

Good Bye Lenin! - Elveda Lenin!


+ ''Abi bunun orijinal ismi nedir ki?''
- ''Auf wiedersehen olabilir mi?''
+''ehe ehe odur herhalde.''
- ''Abi baktım internetten Good Byemış.''

Şeklinde bir muhabbetle başladık filmi izlemeye. Daha filmi izlemeden nelere takılıyoruz işte.

Avrupa filmi, Lenin ve ''bak bu filmin puanı yüksekmiş.'' izlememize en çok etkiyi yapan elemanlar oldu. Film gerçekten çok başarılı.

Gelelim karakterlere; yıl 1989. Alex Kerner(Daniel Brühl) Doğu Almanya'da (DDR) babası dışında ailesiyle birlikte yaşayan bir genç. Uzaya oldukça meraklı. Sonuçta uzaya ilk giden Alman'ın çocuk jenerasyonundan. Annesi ise babasının aileyi terkedişinden sonra depresyona giren ardından kendine gelip çocuklarına, ülkesine ve sosyalizme kendini adayan bir anne. Anne rolünde Katrin Sass'ı izliyoruz. Karakterlerimizi canlandıran oyuncular çok başarılı. Bu arada ''ya ben bu Daniel Brühl'ü nereden tanıyorum?'' diyen varsa yazımın sonunda söyleyeceğim.


Alex, Kızkardeşi ve Annesi Doğu ile Batının duvarla ayrıldığı bir Almanya'da yaşıyor. Bir gün Alex'in katıldığı bir yürüyüşte Annesi onu görünce bayılıyor ve her şey başlıyor. Annesi komaya giren Alex aylarca hergün Annesini ziyarete geliyor, başında bekliyor, bir yandan çalışıyor, bir yandan annesine bakan hemşire ile yakınlaşıyor. Aradan sekiz ay geçiyor ve bu sekiz ay içerisinde Berlin Duvarı yıkılıyor ve Doğu ile Batı birleşiyor. Tabii bu durum ''birleşiyor'' lafından çok daha derin bir konu.

''Burger king'i tercih ettiğiniz için teşekkür ederiz. yine bekleriz.''
Bildiğiniz veya bilmiyorsanız söyleyeyim. 2. Dünya Savaşından sonra Almanya'nın batısı Fransa, İngiltere ve Amerika tarafında, Doğusu ise Sovyetler Birliği tarafından işgal edildi. Batı birleşme kararı aldı ancak Sovyetler birliği buna karşı çıkarak Doğuda sosyalist bir devlet kurdu. Ancak doğudan batıya kaçanları engelleyemedi ve bunun üzerine Berlin Duvarı yapıldı.

İşte Doğu ile Batının birleşmesi Christina'nın komada olduğu zamana denk geliyor. Uyandıktan sonra doktoru Alex'e annesinin onun sarsacak durumlarla karşı karşıya kalmaması gerektiğini bunun onu çok etkileyeceğini ve böyle bir durumda tekrar komaya girmesi veya ölmesi ihtimali olduğunu söylüyor. Bu durumun ardından Alex çok zorlu bir sınavla karşı karşıya geliyor. Annesini Batı ile Doğunun hala ayrı ülkeler olduğu bir dünyada yaşatmak. Annemizin tek isteği ise sosyalizmi daha yaşanabilir bir hale getirmek ve güzelleştirmek.


Filmde Alex'in çabalarını izlerken hem gülüyor, hem hayret ediyor, hem şaşırıyor hem de hüzünleniyoruz. Her şey o kadar derin o kadar iyi işlenmiş ki filmin etkisine kendinizi kaptırıyorsunuz.

Filmdeki betimlemelerde oldukça iyi. Kapitalizmin gelişini Burger King ve Coca Cola ile çok güzel özdeşleştiriliyor. Bir sahnede Kapitalizm yani Batı; daima tüketen, obez ve hamburger yiyen pis bir adama benzetiliyor. Ayrıca bir kaç sahnede 2001: A Space Odyssey'e gönderme varmış ancak ben bunu filmden sonra öğrendim. 


Doğu ile Batının birleşmesinden sonra kapitalizmin bir ülkeyi nasıl çürüttüğünü nasıl kemirdiğini çok acı bir şekilde görüyorsunuz. Bunları izlerkende bir yandan böyle bir dünyada yaşadığınızı düşününce daha fazla koyuyor, koyuyor da koyuyor.

2003 yapımı filmin müzikleri Yann Tiersen tarafından yapılmış. Yann Tiersen aynı zamanda Amelie'nin müziklerini yapan müzisyenimiz. Durum böyle olunca müziklerde oldukça başarılı.




Eğer yazının başından sonuna kadar okuyan varsa ve Daniel Brühl'ü hala merak eden varsa söyüyorum; Quentin Tarantino'dan Inglourious Basterds. Kendisi Alman subay rolünde izlemiştik. Bu durumda yazının sonuna geldik.

Film söylediğim gibi oldukça başarılı, çok sağlam,  çok derin ve etkileyici. Herkese tavsiye ederim. Ayrıca film ödülden geçilmiyor. İzleyin, izlettirin...
 

İyi seyirler...











10 yorum:

  1. İzlerken içimi acıtan çok sevdiğim bir filmdi.Şimdi okuyunca,içimde bir köşede gizlendiğinin farkına vardım.sanırım bu gece tekrar izleyeceğim.

    YanıtlaSil
  2. Gerçektende tekrar tekrar izlenebilecek bir film. İlgilenip yorum yazdığınız için teşekkür ederim.

    YanıtlaSil
  3. "la faute a fidel" var birde, devrim demişken...

    gerçi biraz alakasız. goodbye lenin; bir devrim ve karşı devrim sonucu oluşan kurgusal bir mizanseni işliyor.

    lakin "la faute a fidel", kurgudan öte bir şekilde, bir "çocuk gözü"nden devrime ve bu sürece bakış için, önerilebilecek yegane filmdir. üç beş sene önce if' te gösterilmişti, dvdsi de kolay bulunabilir diyerekten...

    YanıtlaSil
  4. Merhaba,

    Sadece bu yazıyı okuyabilmeye vaktim oldu ama görüyorum ki güzel bir blog olmuş. Tebrik ederim. Bu tip yazıları okumayı ve acemice karalamayı ben de seviyorum. Umarım sıkılmadan devam edersin yazmaya...

    YanıtlaSil
  5. Bu linkte mimlendiniz :)

    http://www.anindayorum.com/2010/11/derin-bir-mim.html

    YanıtlaSil
  6. Yorumlar için teşekkürler. Devam etmeyi planlıyorum. Bakalım nereye kadar.

    Lütfi Bey, mim olayını anlayamadım. Nedir tam olarak?

    YanıtlaSil
  7. ben de filmin kötü kızıyımdır başlıktan ilgimi çekti bloğun. film izlemeye zaman bulamıyorum ama umarım izlerim =)

    YanıtlaSil
  8. Güzel bir filmdir. Umarım izlemeye fırsatınız olur. Blogu beğendiyseniz ne mutlu...

    YanıtlaSil
  9. en sevdiğim filmlerden biridir. 10 üzerinden 10 veriyorum bu filme :)

    YanıtlaSil
  10. Özellikle kitleler halinde izlemek..=)
    En azından kalabalık

    YanıtlaSil